Anastomoz bağırsak veya mide gibi içi boşluklu iki organın veya bir organın iki parçasının dikilerek birleştirilmesidir. Anastomoz oluşturulduktan sonra çoğunlukla 1 gün içinde organlar birbirine yapışır, 2-3 günde kaynar, 10-15 günde mühürlenir. Bu iyileşme sürecinde oluşabilecek bazı sorunlar dikişlerin açılmasına yol açar, buna “anastomoz kaçağı” denir. Vaktinde müdahale edilmezse ölümcül sonuçlar doğurabilecek bu olayın normal koşullarda görülme riski %1-3 civarındadır.
Hangi ameliyat olursa olsun, en önemli konu hasta güvenliği ve hastanın zarar görmemesidir. Bunun için hastanın ameliyat öncesi hem cerrahi ekip hem narkoz verecek anestezi ekibi tarafından değerlendirilmesi ve gerekli tetkik ve muayenelerinin yapılması gerekir. Bu değerlendirmelerde sorun olmayan veya kontrol edilebilir problemleri olan hastalar gerekli tedbirler alınarak ve en az 6 saat oruçlu gibi kaldıktan sonra ameliyata alınır. Son 2 saate kadar uygun hastaların su içmesine izin verilebilir. Bazı hastalarda lavmanlarla bağırsak temizliği gerekebilir. Ameliyat öncesi hasta hazırlığı ameliyatın çok önemli bir parçası olup itina ve özenle yapılmalıdır.
Kolonoskopi kalın bağırsakların iç tarafının özel bir kamera sistemi ile görüntülenmesidir. Kalın bağırsak hastalıklarındaki en önemli teşhis yöntemidir. Hatta bazen tedavi amaçlı da kullanılabilir. Kalın bağırsak hastalıklarının bir çoğu kalın bağırsak lümeninden (iç yüzey) başlar. Bu nedenle direk görüş altında inceleme çok değerlidir. Hastanın bağırsakları lavmanlarla tamamen boşaltıldıktan sonra hasta hafif uyutularak yapılır. Hasta için zor olmayan bir işlemdir. Ayrıca kalın bağırsak kanserinin erken dönemde ve hatta kanser daha başlamadan tanınması ve uygun durumlarda tedavisinde kolonoskopi oldukça etkili bir yöntemdir.

Kanser taraması kanser daha belirti ve bulgu vermeden kanseri teşhis etmek veya ileride kanser olabilecek (kalın bağırsak polibi gibi) lezyonları saptamak amacıyla yapılan testlerdir. Ancak ne yazık ki bu testler sınırlıdır. Kalın bağırsak kanseri taraması için dışkıda gizli kan testi tüm dünyada kabul görmüş ve kullanılan bir testtir. Hali hazırda Sağlık Bakanlığı’nın denetimi altında tüm Aile Sağlığı Merkezleri’nden ücretsiz olarak temin edilebilmektedir. Özellikle ailesinde kalın bağırsak kanseri tanısı almış akrabaları olan, ayrıca 50 yaşını geçen tüm bireylerin yaptırmasını şiddetle öneririz.

Kalın bağırsak anatomik olarak 2-2,5 metre kadardır. Latince adı “kolon”dur. Son 20-25 cm’inin adı ise rektumdur. Özellikle kolon ve rektum kanserleri sık görülen kanserlerden olduğu için isimlerin bilinmesinde fayda vardır. Her ne kadar kanserleri aynı olsa da kalın bağırsağın kolon ve rektum kısmının kanserlerinde tedavi şemaları farklıdır.

Kolon, rektum ve anal bölgeyi ilgilendiren hastalıklarla uğraşan dahili tıp disiplini Gastroenteroloji, bu hastalıkların cerrahi tedavisi ile ilgilenen tıp disiplinin adı Kolorektal Cerrahi’dir. Ülkemizde kolorektal cerrahi ile Genel Cerrahi uzmanları ilgilenmektedir. Amerika ve dünyanın bazı bölgelerinde ise Genel Cerrahi’den farklı bir disiplin olarak görev yapmaktadır. Tıp biliminde özelleşmiş alanların hasta tedavisinde daha etkin oldukları bir çok çalışma ile gösterilmiştir.

Profesyonel meslek hayatlarının büyük çoğunluğunda kolorektal cerrahi alanı ile ilgilenen Genel Cerrahi uzmanlarına Kolorektal Cerrah denir. Amerika ve bazı yabancı ülkelerde Genel Cerrahi Uzmanlığı sonrası ek bir eğitim ve diploma söz konusu iken ülkemizde Kolorektal Cerrahi henüz resmi bir yandal olarak tanınmamaktadır. Ancak yine de özellikle derneğimiz çatısı altında eğitim faaliyetlerine katılarak kendilerini kolorektal cerrahi alanında geliştiren meslektaşlarımız kendilerini Kolorektal Cerrah olarak tanımlamaktadırlar.

Kalın bağırsak ameliyatlarından veya kolonoskopi işleminden önce bağırsak içerisindeki atıkların ilaçlarla boşaltılmasına mekanik bağırsak temizliği denilmektedir. Genellikle işlemden bir gün önce yapılır. Ağızdan veya makattan uygulanan ilaçlarla ishal oluşturulur ve kalın bağırsakların tamamen boşaltılması sağlanır. Bu işlem bağırsaklar içindeki dışkı ve mikrop miktarında önemli oranda azalmaya yol açacağından ameliyat esnasında temiz cerrahi sahasının kirlenmesini önler ve ileride gelişebilecek enfeksiyon riskini en aza indirir. Mutlaka hekimin önerdiği şekilde ve bilgisi dahilinde yapılmalıdır.

Kalın bağırsağın sona yakın kısımlarında daha çok görülen, bağırsak duvarından minik fıtıklaşmalar “divertikül”, bunların iltihaplanması durumu ise “divertikülit” olarak isimlendirilir. Kötü huylu bir hastalık değildir, kansere dönüşme ihtimali yoktur ama tabi ki kanser ve divertikülit eş zamanlı olarak görülebilir. Liften fakir beslenme en önemli sebebidir. Çoğunlukla karın sol alt kadranında ağrı ile kendini belli eder. Ancak huzursuz bağırsak sendromu ve kalın bağırsak kanserleri de aynı belirtilerle seyredebilir. Bu nedenle şüphelenilmesi durumunda kolorektal cerrahi uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Divertikülit tedavisinde temel öğe diyetle alınan çözülebilen lif miktarını arttırmaktır. Günde 2-2,5 liste su ile beraber elma, muz, patates, mercimek, esmer ekmek gibi çözünebilen liften zengin gıdalar günlük lif ihtiyacını karşılar. Çözünebilen lif dışkı kıvamını ayarlar, sertse yumuşatır, yumuşaksa katılaştırır. Marul, maydonoz gibi yeşillikler çözünemeyen liften (posa) zengin gıdalardır ve başka faydaları olsa da dışkı kıvamını düzenlemede etkisizdir. Divertikülit sistemik enfeksiyon bulguları gösteriyorsa antibiyotik ve cerrahi işlemler gerekebilir. Hasta için uygun tedavinin ne olduğu ancak kolorektal cerrahi ekibinin muayenesi ve değerlendirmesinden sonra kesinlik kazanır.

Genetik olarak yatkın kişilerde çevresel faktörlerle ortaya çıkan, bağırsakların kronik ve enflamasyonla seyreden hastalıklarına inflamatuar bağırsak hastalığı denir. Ülseratif kolit ve Crohn olmak üzere iki temel formu ve bunların ara formları vardır. Tedavileri daha çok ilaç ve diyet olup bazı durumlarda cerrahi gerekir. Bağırsakların mikrobik durumları, tümörleri ve huzursuz bağırsak sendromu ile karışabilir. Tanı daha çok belirti ve bulguların uzun sürmesi sebebiyle şüphelenilmesi ile konur. Hem tanı hem tedavisi özel uzmanlık ve tecrübe gerektirir.

Kalın bağırsağın en sonda bulunan 15-20 cm’lik son bölümü (rektum) dışında kalan diğer tüm bölümlerinde ortaya çıkan kansere, kolon kanseri denilmektedir. Erken tanı konulması halinde tam tedavi mümkün olmaktadır. Erken tanı konulamaması durumunda ise kanser diğer organlara yayılım gösterebilmekte, tedavi çok daha zor olmaktadır. Tedavide kanserin yayılım durumuna ve yerine göre cerrahi metotlar, kemoterapi kullanılabilir. Kolonoskopiyle polip üzerinde tespit edilen çok erken evredeki bazı kanserler ise polipin tam çıkarılması durumunda ek tedavi olmadan takibe alınabilir.

Kalın bağırsağın en sonda bulunan 15-20 cm’lik son bölümünde(rektum) gelişen kansere, rektum kanseri denilmektedir. Kolon kanserine benzer şekilde erken tanıda tam tedavi mümkün olmaktadır. Rektum kanserinde tedaviyi kanserin evresi ve anal kanala yakınlığı belirler. Erken evre ve anal kanala uzak kanserde cerrahi tedavi ve sonrasında gerekirse radyoterapi, kemoterapi uygulanabilmektedir. İleri evre ve anal kanala yakın kanserde ise cerrahi öncesinde radyoterapi ve kemoterapi uygulanabilmektedir. Cerrahi tedavide geçici olarak ince bağırsağın karına ağızlaştırılması(ileostomi) veya anüse çok yakın kanserlerde ise anüsün iptal edilmesi ve kolonun karına kalıcı olarak ağızlaştırılması (kolostomi) yapılabilmektedir.

Hemoroid, anal kanalda bulunan, damarsal yapıları içeren yastıkçıklardır. Aşırı zorlama, kabızlık, katı gayta gibi nedenlerle bu damarların çalışmasının bozulması sonucu şişmesi ya da büyümesiyle karakterize hastalığa hemoroidal hastalık ya da basur denir. Genellikle ağrısız kanama ve kaşıntı gibi şikayetlere yol açar. Hastalığın ilerleyen evrelerinde hemoroidin sarkması da mevcut tabloya eklenir. Pıhtı ve pakenin boğulması gibi durumlar oluşursa ağrı da ortaya çıkabilir.

Tedavide öncelikle bağırsak düzensizliğine yol açan sebepler çözülmelidir. Erken evre hemoroidal hastalıkta hap, krem, fitil tedavisi uygulanabilir. Medikal tedaviye yanıt vermeyen, boğulma, ciddi kanama gibi komplikasyonlara neden olan ileri evre hastalıkta ise cerrahi tedaviler tercih edilmektedir. Cerrahi tedavi olarak band ligasyon, infrared lazer, koagülasyon, longo veya pakelerin cerrahi eksizyonu gibi birçok yöntem bulunmaktadır.

Diyetteki lif, vücudun sindiremediği kompleks karbonhidratlardır. Kendileri sindirilmeden, bağırsak içerisindeki atık maddelerin hareketini sağlar. Böylelikle bağırsak hareketini artırarak dışkı miktarını da artırır. Kanser yapıcı öğelerin bağırsakta kalma süresini azaltır, kötü kolesterolü düşürür, şekeri düşürür, önemli minerallerin emilimini artırır ve daha bir çok etkiye sahiptir. Faydalı olan çözünebilen liflerden. Buğday başta olmak üzere çavdar, kahverengi pirinç, yulaf gibi tahıl ürünleri, şalgam, pancar, karnabahar, patates gibi sebzeler ve elma, muz, ananas, avladı gibi meyveler çözünebilen liften zengin gıdalardır.

Kolon kanseri risk faktörleri değiştirilebilenler ve değiştirilemeyenler olarak değerlendirilir. Değiştirilen risk faktörlerinden kilolu olmak ya da obezite, fiziksel aktivite azlığı, kırmızı et ve işlenmiş etlerden zengin, karbonhidrattan zengin beslenmek, sigara, alkol kullanımı kolon kanseri riskini artırır. Lifli gıdalarla beslenmek, A, C, E vitaminleri ise koruyucu etkileriyle kolon kanseri gelişimini azaltır. Değiştirilemeyen risk faktörleri olarak ileri yaş, aileden kolorektal polip ya da kanser hikayesi, inflamatuar bağırsak hastalığı olması (ülseratif kolit ya da crohn), Lynch ya da ailesel adenomatöz polip gibi kalıtımsal kanser sendromları, ve tip II diyabet kolon kanser gelişme ihtimalini artırmaktadır.

Hemoroidal hastalığın kansere dönüştüğüne dair bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak her ikisinde de kanama olabilmesi nedeniyle doktora başvuruda yanılmaya yol açabilmektedir. Kanaması olan birçok kişi kanamayı hemoroidal hastalığa bağlayarak doktora gitmemekte ve asıl altta yatabilen kanserin tanısında gecikmeye sebep olmaktadır.

Hastalığın çok uzun süre devam etmesi (yaklaşık 8-10 yıl) sonucu akıntılar ile cilt tahriş olarak cilt dokusunun yapısında değişiklikler olabilir. Bu değişiklikler sonucunda da çok ender olarak bu alanda kansere görülebilir. Bu nedenle fistül şüphesi olan hastalar bir hekime muayene olarak en kısa zamanda tedavi altına alınmalıdır.

Anal kanser, anüs açıklığının hemen çevresindeki ya da doğrudan içindeki hücrelerden gelişir. Anal kanser çok nadir görülür ve kolorektal kanserlerin yaklaşık %2’sini oluşturur. Bu bölgenin rahatlıkla görülebilir ve ulaşılabilir olması nedeniyle erken tanı konulabilmektedir. Hastaların çoğunda hastalığı tamamen ortadan kaldıracak etkin bir tedavi yapmak mümkün olmaktadır. 3 temel tedavi yöntemini cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi oluşturmaktadır.

Anal kanser, etkeni human papilloma virus (HPV) olan bir enfeksiyon ile sıklıkla birliktelik gösterir. HPV hem erkek hem kadınlarda anüs ve genital bölgelerde siğillere (kondilom) yol açar ancak anüs kanseri oluşması için siğillerin olması şart değildir. HPV’ye bağlı gelişen diğer kanser türlerinden özellikle rahim ağzı kanseri olanlarda anal kanser riski de artmaktadır. Anal kanser cinsel yolla bulaşmasa da sebeplerinden olan HPV cinsel yolla bulaşabilmektedir ve bu yüzden kondom kullanılmasının riski azalttığı unutulmamalıdır.

Anal fissür, sert dışkı geçişinden veya uzun süreli ishalden kaynaklanan travma ile ilişkili olarak anal kanal uç kısmında oluşan yırtılmadır. Bu yırtılma, iç anal kas grubunun spazmına neden olur, bu da ağrıya, artan yırtılmaya yol açar ve kısır bir döngü oluşur. Karakteristik semptomlar defekasyonla olan yırtılma ağrısı, yanma ve kanamadır (özellikle tuvalet kağıdında kan). Mevcut ağrı nedeniyle hasta tuvalete gitmek istemez ve iç anal kas grubunu sıkar, yırtılma derinleşir. Bu yüzden tedavinin temelini anal fissürün ana kaynağını yani spazmı ortadan kaldırmak oluşturur. Bu amaçla ilaç, botox ve cerrahi tedavi gibi birçok alternatif bulunmaktadır.

Son zamanlarda, anal fissürün cerrahi tedavisi sonrası gelişebilecek inkontinans (hastanın gaz ve/veya dışkısını tutamaması) riskinden dolayı, kimyasal sfinkterotomi denilen ve gecici olarak anal sfinkterleri (makatımızı tutan kasları) kısmen etkisizleştiren tedavilere dönüş olmuştur. Botoks bu tedavilerin ikinci basamağını oluşturur ve seçilmiş hastalarda %60 ila 90 arasında başarı gösterir. Ofis veya ameliyathanede direkt veya hafif sedesyonla uygulanabilir. Yan etkileri arasında enjeksiyon yerinde ağrı, nadir olarak apse ve geçici gaz inkontinansı sayılabilir.

İnsanlarda anatomik olarak var olan hemoroid pakelerinde, ağrı kanama, kaşıntı ve prolapsus ile kendini gösteren hastalığa hemoroidal hastalık adı verilir. Bu hastalıkta cerrahi tedavi 3.° veya 4.° hemoridlerde uygulanabilen bir tedavi yöntemidir. Klasik cerrahi tedavi temel olarak problemli hemoroid pakesinin bistüri, makas, koter veya mühürleme cihazlarıyla ortadan kaldırılması esasına dayanır. Bu yöntemlerde nisbi olarak ağrı faktörü yüksek olduğundan, stapler hemoroidopeksi (longo ameliyatı) denilen ve daha az ağrılı bir işlem de yapılabilir.

Hemoroidal hastalığın, cerrahi dışı tedavileri tıbbi tedavi ve minimal invazif yöntemler diye sınıflayabileceğimiz muayenehane şartlarında veya gün hastanelerinde uygulanabilecek yöntemler vardır:
Tıbbi tedavisinde; hemoroidal atağın şiddetini ve süresini kısaltmak için Flebotonik denilen ve hemorid pakesinin mikrosürkülasyonunu düzelten ve inflamasyon şiddetini azaltan oral yolldan kullanılan ilaçlar mevcuttur. Makat bölgesine uygulanan ve çok çeşitli şekilerde sunulan krem, pomad veya fitillerin hastalığın etyolojisine etki ettiklerine dair tıbbi bir kanıt olmamasına rağmen semptomatik veya plasebo etkisiyle faydalı olabilirler.
Minimal invazif yöntemler olarak bilinen band ligasyonu, skleroterapi, infrared kooagulasyon gibi yöntemlerin seçilmiş olgularda yeri vardır. 1-2° hemoridlerde ve seçilmiş 3.° hemoridlerde %60-90 başarı ile kullanılabilirler. Bu yöntemlerden en çok kullanılan yöntem band ligasyonudur.

Hemoridal hastalıkta lazer kullanımı 1980 yıllarına kadar uzanır. Ancak yaygınlaşması günümüzde lazer teknolojisinin gelişmesiyle olabildi. Hemoridal hastalığın her evresinde düşük ağrı ile kullanılabildiğine dair az sayıda çalışma vardır. Ancak Avrupadaki kullanımı tüm yöntemlerin %2’sinden azına tekabül etmektedir.

Kalın bağırsağın temel görevi su ve tuz emilimidir. Az miktarda kalın bağırsak kalsa dahi bu görev yapılabildiğinden, kalın bağırsak ameliyatı geçiren hastalar, sağlıklı olmak koşulu ile çoğunlukla oruç tutabilirler. Bununla birlikte, kesin bir kanaate varmak için ameliyatınızı yapan doktora danışmanız en doğrusudur.

Kolostomi; kalın bağırsağın ucunun veya bir duvarının deriyle ağızlaştırılması işlemidir. Geçici veya kalıcı olabilir. En sık soldan açılır, ancak sağdan veya orta hattan da açılabilir.
Bir çok nedenle kolostomi açılabilir. Bağırsak kanseri ameliyatından sonra, makat kapatılırsa kalıcı kolostomi açılır, ancak ameliyatı korumak için bir süre büyük abdesin geçişini geci olarak engellemek için de açılabilir.

Kolostomi bir ENGEL DEĞİLDİR. Ancak yaşam tarzınızı değiştirmeniz gerekir. Günümüzde kolostomi için çok modern çözümler vardır. Toplumda veya çevrenizde kolostomisi olan ve diğerlerinden ayrıt edemediğiniz bir çok insan vardır. Yapılan çalışmalarda kolostomisi olan bireylerin yaşam kalitesi, kolostomi açıldıktan yaklaşık 18 ay sonra kolostomisi olmayanlarla eşitlenmektedir.

Diyanete göre, bu durumda olan hastalar özürlü olarak kabul edilip ibadetlerinde özürlülere tanınan kolaylıklardan yararlanırlar. Buna göre sadece abdest durumu özür sahibi olmayan insanlardan farklıdır. Abdest dışındaki diğer dini görevlerde özür sahibi olmayan insanlar gibi davranır. Özürlü kimsenin çamaşırına özür yerinden çıkarak bulaşan kan, irin, idrar, dışkı, cerahat gibi şeyler özrü devam ettiği müddetçe namaza engel değildir. Necasetin az veya çok olması hükmü değiştirmez. Özür devam ettiğinden, bundan kaçınılması mümkün değildir. Ancak bu necis/pis şeyler çamaşırına veya elbisesine tekrar bulaşmayacaksa, yıkanması gerekir.

Bağırsak alışkanlığında kalıcı değişiklik, makat yolundan gelen kanama, karında şişlik olması bizi kalın bağırsak kanseri açısından şüphelendirmelidir. Ancak kalın bağırsak kanserinin kesin tanısı kolonoskopi ile konur. Kolonoskopi hem tümörün görülmesini hem de oradan parça alarak kesin tanı konulmasını sağlar.

Kanserin büyüklüğü, lenf yolları, ve komşu veya uzak organlarla olan ilişkisinin ortaya konması durumuna kanser evrelemesi denilir. Kalın bağırsak kanseri için dört evre vardır. Bunu belirlemek için biyokimyasal testler, göğüs ve karın tomografisi veya MR’ı, kolonoskopi ve bazı durumlarda PET yaptırmak gerekir. Evre belirlendikten sonra tedavi planlandığından her kalın bağırsak kanseri hastasının öncelikle evresinin belirlenmesi gereklidir.

Kalın bağırsak kanserlerinin yaklaşın %15’inde kanıtlanmış genetik geçiş varken, geri kalan gurupta, genik kırılmaların olduğu bilindiği halde henüz hangi genetik bozukluğun olduğu gösterilememiştir. Ancak buna rağmen ailede kalın bağırsak kanseri olması geri kalan bireyler için ciddi bir risk oluşturur. Ailede bir kalın bağırsak kanseri varsa diğer bireylerde kalın bağırsak kanseri olma şansı normal toplumdan yaklaşık 2.5 kat daha fazladır. Eğer iki kişide varsa bu oran 3 katına çıkmaktadır. Bu nedenle bu gibi kişilerin taraması 40 yaşına çekilmelidir.

En sık kalın bağırsaktan kaynaklanan ve lümenin iç yüzeyinden köken alarak büyüyen, milimetrik boyutlardan daha büyük boyutlara ulaşabilen, şekil itibariyle mantara benzeyen yapılardır. Poliplerin çoğu iyi huylu olmasına karşın bazılarında ise özellikle çaplarının büyümesi ve yapısal değişikliğe uğraması sonucu bağırsak kanserine dönüşebilmektedir. Bağırsak kanseri olgularının %90’ının bağırsak poliplerinden kaynaklandığı bilinmektedir. Bu nedenle zamanında tanı konulması ve tedavinin yapılması daha sonraki zamanlarda gelişebilecek kalın bağırsak kanseri önlemede çok önemlidir. Poliplerinin büyük bölümü belirti vermezler ve tesadüfen kolonoskopi sırasında tespit edilirler. Bazen kanama, mukus salgısı, bağırsak hareketlerinde değişiklik ve karın ağrısı gibi belirtiler verebilirler. Kolonoskopide polip tespit edildiğinde çeşitli tedavi yöntemleri uygulanarak polip çıkarılmalıdır. Daha sonra polipler kaybolana kadar yıllık kolonoskopi ve polip tespit edilemezse 3-5 yıllık kolonoskopi takipleri önerilmektedir.

Yaz mevsimi ve sıcaklık artışı ile birlikte bedenimizde birçok değişiklik meydana gelmektedir. Vücut sıcaklığının normal değerlerde tutulabilmesi için terleme ile birlikte sıvı kaybı olmakta ve bu yüzden de sıvı ihtiyacı artmaktadır. Su, mevcut birçok içecek arasında en iyi seçimdir. Bununla birlikte terleme ile birlikte kaybedilen elektrolitlerin yerine gelmesi açısından ayran veya maden suyu tercih edilebilir. Taze sıkılmış meyve suları da vitamin içeriği ve antioksidan özelliklerinden dolayı tüketilebilir. Çay, kahve gibi içecekler ise bir parça sıvı ihtiyacını karşılasalar bile uzun vadede sıvı atıcı etki gösterirler.

Özellikle ameliyat sonrası hastaların düzgün ve yeterli sıvı alımının yanında beslenmelerine dikkat etmeleri gerekmektedir. Ameliyat sonrası döneminde genelde gaz yapmayan ve sindirimi kolay gıdaların tercih edilmesi gerekmektedir. Diyetin sindirimi kolay ve yumuşak özellikteki gıdalardan oluşması önemlidir. Üç öğün yemek yerine az az ve sık sık yemek tüketimi sindirimi kolaylaştıracaktır ve beslenme şekli önerilmektedir. Porsiyonların az ve sade olması daha uygundur. Özellikle baharatlı, acılı, fazla soslu ve karışık gıdalardan hastaların kaçınılması önerilmektedir.

Eğer ince veya kalın bağırsak karın cildine ağızlaştırılmışsa (stoma) gıda ayarlaması diyetisyen ve hastanın doktoru ile beraber yapılmalıdır. Bu hasta grubunda dikkat edilmesi gereken en önemli husus, bu hastalarda ek olarak stomadan fazla sıvı kaybının önlenmesi veya yerine koyulmasıdır.

Güvenli cerrahi hastanın iyi değerlendirilmesi ile başlar. Tüm sorunlarının detaylı incelenerek ameliyat gerekliliğinin net olarak ortaya konması ve ameliyat öncesi sağlık durumunun çok iyi incelenmesi ve gerekli ilaç ve tedavilerin uygulanması ile devam eder. Böylece kişilere yapılacak ameliyatın faydası risklerin önüne geçer. Ameliyat esnasında her türlü tedbir listelerden farklı iki kişi tarafıdan tek tek kontrol edilerek alınır. Hastanın sedyeden alınmasından narkoza kadar tüm basamaklar bu konuda ciddi eğitim almış kişiler tarafından uygulanır. Ameliyat tecrübeli, iyi yetişmiş cerrahlar tarafından yapılır. Ameliyat sonrası yine daha önceden standardize edilmiş işlemler ile hasta takip ve tedavi edilir. Böylece önlenemez yan etki ihtimali en aza indirilir ve hastanın sağlık kuruluşundan evine olabilecek en iyi durumda gitmesi sağlanır. Güvenli cerrahi bir lüks değil bir şarttır!

Halk arasında lazer veya kapalı ameliyat olarak bilinen laparoskopi, karın boşluğunun içerisine karbondioksit gazı verilerek kamera yardımı ile incelenmesidir. Daha sonra gereken sayıda giriş noktalarından ‘trokar’ adı verilen değişik çaptaki kanallar karın duvarına yerleştirilir ve bu kanallar yoluyla görüntü altında ameliyat gerçekleştirilir. Günümüzde laparoskopi güvenle uygulanan bir yöntem ve birçok ameliyat için altın standart kabul edilmektedir. Bu tekniğin en önemli avantajları ameliyat sonrası daha az ağrı, daha kısa nekahet dönemi, günlük yaşama geri dönme süresinin daha kısa ve estetik sonucun daha iyi olmasıdır.

Lifler, suda çözünebilen lifler ve suda çözünemeyen lifler olarak ikiye ayrılır. Çözünebilen lifler genellikle bağırsaklarımız tarafından hızlı bir şekilde sindirilir. Çözünemeyen lifler ise kalın bağırsağın sonuna kadar değişmeden kalır ve kütle etkisi oluşturarak bağırsak alışkanlığını kolaylaştırır. Lifli gıdalar, kolesterolü düşürmeye, kabızlığı önlemeye ve sindirimi iyileştirmeye yardımcı olurlar. Çoğu tam tahıllı gıda, büyük bir lif kaynağıdır. Lifli gıdaları tüketmeye kahvaltı ile başlamamız gerekmektedir. 50 yaşın altındaki erkekler günlük 38 gram, 50 yaşın altındaki kadınlar günlük 25 gram lifli gıdalar tüketmesi önerilmektedir. Lif oranı zengin gıdaları şunlardır: taze meyveler, tam tahıllı ekmek ve krakerler, taze sebzeler (enginar, yeşil bezelye, ıspanak, mısır, brokoli ve patates), kurutulmuş meyve, baklagiller ve kuru yemiş.

Fistül bir organla başka bir yapı arasında oluşan tüp şeklindeki anormal bir bağlantıdır. Prensip olarak, vücudun herhangi bir yerinde görülebilir. Ancak en sık olarak makat (anüs) ve çevresinde görülür ve bu durumda anal fistül adını alır. Bunların üçte ikisi basit fistül olup tedavileri ameliyatta çatısının çıkarılarak açık yara haline getirilmeleridir. Ancak bu işlem yapıldığı takdirde dışkı ve gaz tutma kontrolü kaybolacaksa, fistül anal kanalın birden fazla tarafını tutuyorsa, karın içine doğru ilerliyorsa kompleks fistül adını alır. Kompleks fistüllerin kolorektal cerrahi eğitimi almış cerrahlar tarafından ameliyat edilmesi tedavinin daha etkili olmasına yardımcı olacaktır.

Kalın bağırsağın son kısmı ve vajina arasında gelişen, tüp şeklindeki anormal yapıya rektovajinal fistül denir. Kompleks fistüller grubundandır ve tedavisi normal fistüllerden daha zorludur. Kolorektal cerrahi eğitimi almış tecrübeli cerrahlar tarafından yapıldığında tedavi başarı şansı artacaktır.

Kıl dönmesi; kuyruk sokumunda ve kalçaların üst birleşim noktasında görülüyor. Doğumsal olan bu hastalık, anne karnındaki gelişim esnasında küçük bir kusur sonucu genellikle ergenlik döneminde ortaya çıkıyor.  Kıl dönmesi en sık 15-30 yaş arası erkeklerde görülmekle birlikte, aynı yaş grubu kadınlarda da oraya çıkabiliyor. Belirtiler, kuyruk sokumunda ortaya çıkan şişlik, ağrılı akıntı, kızarıklık ve kabarcıklar şeklinde görülüyor. İlerlemiş vakalarda apse gelişmesi durumlarda oturma ve yürümeyi dahi engelleyebiliyor. Tedavi hastalığın evresine göre planlanıyor. Kalıcı çözüm ise mevcut artık dokunun cerrahi olarak çıkartılması ve yara onarımı ile sağlanıyor. Ameliyat tipleri, artık dokunun çıkarıldıktan sonraki kapama yani iyileşme durumuna göre değişiyor: açık bırakma, cildi yaklaştırarak açık bırakma, direkt dikişlerle kapatma ve doku kaydırarak dikişlerle kapatma gibi sıralanabiliyor.
Cerrahi dışında sadece küçük kil dönmesi olgularda uygulanması önerilen diğer tedavi seçenekleri kristalize fenol ve lazer uygulaması. Her iki tedavi yönteminde tünellerin yakılarak kapanmasını sağlamaktır.
Tedavinin geciktirildiği durumlarda hastalık ilerliyor ve cilt altındaki hastalıklı doku büyüyor. Bu durumda yapılması gerekli olan ameliyatın zorlaşmasına, hastanın fazla zaman kaybetmesine ve ameliyat sonrasının daha zor geçmesine sebep olabiliyor.

Ne yazık ki anal fistül kendiliğinden iyileşen bir hastalık olmayıp beklenmesi halinde kötüye dahi gidebilir. Bu nedenle tedavi edilmesi önerilmektedir. Tedavisi cerrahidir ve fistülün durumuna göre farklı cerrahi seçenekleri vardır. Cerrahi tedavideki temel amaç gaz ve dışkı tutma kontrolünü korumak, bunu yaparken de fistülün iyileşmesini sağlamaktır.

Kıl dönmesi cerrahi bir işlem olmadan cilt altında kılların toplandığı alana fenol uygulaması ile kimyasal olarak ta tedavi edilebilir. Uygun hastalarda ameliyatsız bir şekilde hastanın iyileşmesine katkıda bulunabilecek ve muayenehane şartlarında bir işlemdir. Hafif cilt yanıkları ve kullanılan kimyasala bağlı nadir yan etkiler bildirilmiştir.

Kıl dönmesi lazer veya benzeri minimal invazif yöntemlerle tedavi edilebilir. Tedavideki temel prensip kılların bölgeden tamamen temizlenmesi ve kıllara karşı cilt altı dokuda oluşan yalancı kistik yapının yok edilmesidir. Lazer öncesi kıllar bölgeden iyi bir şekilde temizlenirse lazer ile yalancı kistik duvarlar tamamen ablate edilip (bir tür ısıyla yok etme) cilt altındaki boşluğun iyileşmesi sağlanabilir.

Kolorektal cerrahide ameliyatlar açık, laparoskopik ve robot yardımıyla yapılmaktadır. Robotik cerrahi laproskopik cerrahi gibi kapalı olarak yapılan bir ameliyat yöntemidir. Laparoskopik ameliyatta olduğu gibi karında oluşturulan 4-5 adet yaklaşık 1 cm’lik kesilerden özel aletler girilerek yapılır. Böylece hastanın ağrısı az, ciltteki kesileri küçük olur. Robotik yöntemde iki ana bölüm vardır. Biri hastaya bağlanan kısım, diğeri de cerrahın oturduğu konsol. Cerrah bu konsoldan aynı ameliyathanede hastaya bağlanan aletleri kontrol eder. Ameliyatı 3 boyutlu, yüksek çözünürlükte ve daha büyük bir görüntüyle gerçekleştirir. Robot kendi başına hiçbir şey yapamaz.

Rektum kanserinin en önemli ana tedavisi cerrahi tedavidir. Ameliyat öncesi rektumdaki tümörün yerleşim yeri ve tümörün evresine göre ameliyat öncesi radyoterapi ve kemoterapi uygulanabilir. İkinci ve üçüncü evre hastalıkta radyoterapi bittikten yaklaşık 2-3 ay sonra tekrar kontrol yapılır. Eğer tümör tamamıyla iyileşmişse yani tedaviye tam yanıt gelişmişse bu hastalar için bundan sonraki ideal tedavi cerrahi yöntemle rektumun çıkarılmasıdır. Ancak bazı durumlarda ameliyatsız tedavi önerilebilir. Ameliyatsız tedavi seçeneği anüsün çıkarılması gerektiği, yani kalıcı torba gereken hastalarda veya ameliyatı kaldıramayacak hastalarda cerrahi alternatifi olarak sunulabilir. Hastaya ileride gelişebilecek yeniden tekrarlama veya metastaz gelişme riski ayrıntılı olarak anlatılmalıdır.

Kalın bağırsak kanserleri %5-10 oranında genetik geçişlidir. Bazı kalıtsal hastalıklar kalın bağırsak kanserine sebep olabilir. Bunlardan en önemlisi kalın bağırsakta çok yaygın (binlerce) polipler yapan polipozis sendromlarıdır. Ailesinde bu hastalığı olan kişilerin 15-17 yaşlarından itibaren taramaya alınmaları gerekir. Ailevi kalın bağırsak kanserleri de görülebilmektedir. Genç yaşlarda kalın bağırsak kanseri olan, 1. ve 2. derece yakınlarda kalın bağırsak kanseri görülen bireyler ailede görülen ilk kanser yaşından 10 yıl önce kolonoskopi taramalarını yaptırmaları önerilir. Riskli ailelerin mutlaka kanser gelişmeden tedavi edilebilmeleri için genetik danışmanlık almaları önerilir.

Kalın bağırsak kanseri bulaşıcı değildir. Ailevi ve genetik geçişli kolon kanserleri vardır.

Anal kaşıntı bazen anal bölgenin birtakım hastalıklarından kaynaklanabilir. Bazen hemoroidal hastalık veya bu bölgede oluşan deri kıvrımlarından kaynaklanabilir. Ancak sıklıkla sebebi bulunamayabilir. Anal kaşıntının nedeni, bu bölgenin hijyenine dikkat edilmemesi, çok yorucu iş yükü ve sentetik iç çamaşırı giyme gibi nedenler olabileceği gibi gıdalara bağlı nedenler de olabilmektedir. Genellikle tedavide cerrahi bir hastalığa bağlı nedenler dışlandıktan sonra kaşıntının önlenmesine yönelik ilaç tedavileri önerilir. Kaşıntının şiddetli olduğu durumlarda bu bölgedeki sinirlere birtakım enjeksiyonlar önerilebilir.

Ameliyat öncesi yapılan radyoterapi veya kemoterapidir. Kolorektal kanserde özellikle rektum tümöründe 2. ve 3. evrelerde tedavinin bir parçası olarak radyoterapi ve kemoterapi ameliyat öncesi yapılmaktadır. Bu tedavi bittikten sonra cerrahi tedavi yaklaşık 2-3 ay sonra yapılır. Ameliyat öncesi radyoterapi tedavisinin yapılması sonra yapılmasından daha güvenlidir.

Kalın bağırsak gibi karın içi organların ilerlemiş kanserlerinin karın zarına yayılmasına peritoneal karsinomatoz denir.

Peritoneal karsinomatoz belirli bir aşamadaysa tedavi edilebilir. Kolorektal kansere bağlı peritoneal karsinomatoziste cerrahi tedavi periton denilen karın zarının tümörlerle birlikte temizlenmesi ve gözle görülen kanser kitlelerinin çıkarılmasına dayanır. Bu işleme sitoredüktif cerrahi denir. Bu işlem sonrası hasta uyanmadan genellikle ısıtılmış kemoterapiyle belirli bir süre karın içi yıkanır. Bu işleme de hipertermik intraperitoneal kemoterapi denir.

Normal dışkılama işleminin haftada 3 kereden az, dışkılama sırasında ıkınmanın uzun sürmesi, sert dışkılama, tam dışkılayamama veya el yardımlı dışkılama olarak yapılmasına kabızlık diyoruz. Normal bir insan yedikleri yiyeceklere göre yumuşak veya sert dışkılayabilir. Her sert dışkılama kabızlık değildir.

Dışkı çıkaramama sendromu, tuvallette etkili bir şekilde dışkılayamamaktır. Genellikle el yardımlı dışkılama gerçekleşir. Tuvallette ıkınma ile uzun süre geçirme ve dışkılama sonrasında da ağrı oluşabilir. Etkili bir dışkılama olmadığı için tuvalete normale göre daha fazla gidilebilir. Birçok sebebi vardır. Tanı ve tedavisi uzun sürebilir.

Kalın bağırsak kanseri toplumda yaklaşık %90-95 oranında edinsel %5-10 arasında genetik olarak görülmektedir. Edinsel kolorektal kanser riskini önlemek için bazı durumlara dikkat etmek gerekir. Risk faktörleri: Sigara, tütün ürünleri kullanmak, işlenmiş et ürünleri (sucuk, salam ve sosis gibi), yağlı gıda, sebzeden ve meyveden fakir diyet tercihi, obezite, egzersiz yapmamak gibi nedenler sayılabilir. Bazı kronik iltihabi bağırsak hastalıkları olanlar, ailevi kolorektal kanser hikayesi olanlar ve 45 yaş üzerindeki bireyler mutlaka kolonoskopi ve dışkıda gizli kan testleriyle taranmalıdır. Bu şekilde kolondaki kanser öncesi hastalık polip aşamasındayken ameliyatsız bile tedavi edilebilir.

Genlerdeki sorunlara bağlı gelişen hastalıklara genetik hastalıklar denir. Örneğin tüm kanserler genetik düzeydeki sorunlardan kaynaklanır yani genetiktir. Ancak bir hastalığın akrabalar arasında gendeki bozukluğun diğer nesile kopyalanarak geçmesi sonucu görülmesi ise kalıtımsal hastalıktır. Tüm kalıtımsal hastalıklar genler aracılığı ile nesilden nesile aktarılır ama tüm genetik hastalıklar genetik değildir.

Kolorektal kanser önlenebilir bir hastalıktır; Kolonoskopi ile kanser hem önlenebilir, hem de erken tanı şansı sağlanmış olur. 50 yaşın üzerinde her bir birey hiçbir şikayeti olmasa da 10 yılda bir kolonoskopik taramadan geçmelidir.  Ailenizde genç yaşta kolorektal kanser hikayesi var ise taramaya akrabanızın kanser olduğu yaştan 10 sene önce başlamanız gerekir.

Tüm kanserler genetik düzeydeki sorunlar neticesinde oluşur ancak bu ailesel geçişli demek değildir. “Genetik” terimi çoğunlukla “ailesel geçişli” ile karıştırılır. Ayrıca kolorektal kanserler %80 sporadik olup ailesel geçişli değildir. Hayat içinde oluşan bazı durumların genlerde uzun dönemde yaptığı etki sonucu ortaya çıkarlar.

Lavman bağırsakların içeriğinin atılmasını kolaylaştıran ilaçlardır. Çoğu zaman vücuda geçmeden sadece bağırsakta etki gösterir ve bağırsak içeriğinin dışarı atılmasına yardımcı olurlar. Dışkılamayı başlatmak için kullanılabileceği gibi mesela kalın bağırsak ameliyatı öncesi bağırsaklardaki tüm içeriğinin boşaltılması amacıyla da kullanılabilir.

Kalın bağırsağın son kısmı olan rektumun, destek dokunun zayıflaması sonucu vajina içine fıtıklaşmasına rektosel denir. En sık şikayet, büyük abdest yapmakta zorlanma, aşırı ıkınma ve yeterli boşaltım hissi duyamamaktır. Bu zorlanmaya bağlı olarak rektal kanama, ağrı ve şişlikler gelişebilir. Tedavide seçilecek yönteme, rektoselin büyüklüğüne ve hastanın şikayetlerinin şiddetine göre karar verilir. Diyet tedavisi ve Kegel egzersizleri ilk önerilen tedavi yöntemleridir.

Kalın bağırsağın iç yüzeyini döşeyen bez hücrelerini içeren adenomatöz polipler kanser öncüsü lezyonlardır. Fakat bu adenomatöz poliplerin hepsi kanserleşmez. Hangi polipin kanserleşeceğini anlamak için polip dokusunun patolojik incelemesine gerek vardır. Bu nedenle pratik olarak her polipin çıkarılması ve patolojik incelemesi gerekir.

Polipler kolon ve rektumda düzensiz hücre büyümeleri sonucu oluşur. Her polip kanser demek değildir, çoğu polipler iyi huyludur. Bazı poliplerde ise uzun bir süreç içinde meydana gelen değişikliklerle kanser gelişebilir. Ailesel Adenomatöz Polipozis (FAP) hastalığında ergenlik çağından başlayarak kalın bağırsakta yüzlerce ve hatta binlerce polip gelişir. Eğer zamanında müdahale edilmezse bu poliplerden %100 kanser gelişir.

Kolon ve rektumda görülen poliplerin çoğu iyi huyludur. Fakat;
Sapsız,
2 cm’den büyük,
Yüzeyinde düzensizlik, kabalaşma ve kanama görülen,
Kalın bağırsağın sol tarafında vemakata yakın yerleşimli poliplerde kanserleşme riski artmaktadır.

Kolit (Bağırsak İltihaplanması) hastalığı, kalın bağırsağın mukoza adı verilen en iç tabakasının veya bağırsağın tümünün iltihaplanması demektir. Kolit tedavi edilmez ise bağırsağın işlevini yerine getiremez hale gelir. Mikrobik kolite virüsler parazit gibi bakteriler ve gıda zehirlenmesi neden olur. Ülseratif kolit ve Crohn Hastalığı ise mikrobik değil, otoimmün (bağışıklık sistemimiz vücudumuza yanlışlıkla saldırdığı durum) kolitlerdir.

Crohn hastalığında apse, çatlak ve fistül gibi anal bölge hastalıkları oldukça sık görülür. Tedavide amaç öncelikle koruyucu önlemler ve ilaç tedavileri ile rektum ve anal bölge enfeksiyonunu ortadan kaldırmaktır. Bu tedavilerin yetersiz kalındığı durumlarda, hastaların yaşam kalitelerini düzeltmek amaçlı, makat kaslarını korumaya azami dikkat ederek zorunlu cerrahi tedaviler uygulanabilir.

Radyoterapi bağırsaklara zarar verebilir. Her tedavinin istenmeyen yan etkileri olabilir. Ancak bir tedavi metodu için yarar-zararı hesabı yapılır ve hatta bu her hasta için özelleştirilir. Normal sağlıklı bağırsaklara zarar vermemesi için radyoterapi esnasında hasta sedyesine özel pozisyon verilerek normal bağırsakların ışınlama alanından uzaklaştırılması sağlanır. Buna rağmen bir miktar istenmeyen yan etki riski vardır, ancak radyoterapinin kanseri kontrol etmedeki faydası yan etki ihtimalinden yüksek olduğundan bu yan etki ihtimali kabul edilebilir.

İlginç gelecek ama son çalışmalar safra kesesi ameliyatı olmanın kalın bağırsak kanserini arttırdığını ortaya koyuyor. Hem de yeni bir analizin gösterdiğine göre %8-34 oranında.
Safra kesesi ameliyatının neden kalın bağırsak kanserini arttırdığını çok net bilmiyoruz, ama bu soruya ışık tutan birkaç teori var: Mesela, safra kesesi taşlarına yol açan beslenme ve yaşam tarzı özellikleri kalın bağırsak kanserine de neden olabiliyor. Başka bir teoriye göre safra içerisinde yer alan safra asitleri moleküler olarak kansere yol açan bazı kimyasallara benziyor ve safra kesesi sorunlarında veya ameliyatı sonrasında bağırsağa daha yoğun olarak geçebiliyor. Bağırsak bakterileri, kolesterol ve hormon seviyesindeki değişikliklerde suçlanıyor.
Korkmak gerekli mi? Muhtemelen hayır, çünkü rakamlara bakacak olursak safra kesesi ameliyatından sonra bile hala kalın bağırsak kanserine yakalanma riskiniz oldukça az: Ömür boyu sadece %6. Hem hastalıklı bir safra kesesinin riskleri ve sizde oluşturduğu şikayetlerle hayatınıza konforlu bir şekilde nasıl devam edebilirsiniz ki?

Kalın bağırsak kanserlerinin %30-50 kalın bağırsağın makata yakın son bölümünde (rektum) oluşur. Son 30 yıla yaklaşan tecrübemiz ve birçok çalışma bu bölge kanserlerinin laparoskopik (karında büyük bir kesi yapmadan deliklerden özel kamera ve aygıtlarla yapılan kapalı ameliyat) yapılabileceğini gösteriyor.
Çalışmalar iki ana konuya odaklı. İlk konu erken dönem sonuçlar: Laparoskopi yönteminde karında büyük bir kesi yapılmadığı için akciğer sorunları yara yeri enfeksiyonu gibi birçok komplikasyonun oluşma riski azalıyor. Ağrı azalması, bağırsak hareketlerinin erken başlaması hastanede kalış süresini azaltıp, hasta memnuniyetini arttırıyor.
Laparoskopinin onkolojik sonuçlarını araştırmak için yapılan son iki çalışma olumsuzluklar göstermesine karşın daha önceki birçok araştırma laparoskopinin eski açık teknik kadar iyi olduğunu gösteriyor.
Tabii ki, hekimin ve ekibin tecrübesi de çok önemli.

Kalın bağırsak kanserlerinin %30-50 kalın bağırsağın makata yakın son bölümünde (rektum) oluşur. Bu bölge kanserlerinde birçok nedenle ama en sık kanser makat kaslarının içine girmişse; makat iptal edilir ve hastaya kalıcı bir stoma (bağırsağın karın ön duvarından çıkarılarak, gaitanın bir torba içine akması) yapılır.
Gelişen teknolojiyle makata en yakın yerleşimli rektum kanserlerinde bile makatı koruma olasılığı attırılabilmektedir. Esas amacı kanserin bölgesel tekrarlamasını azaltmak olan radyoterapinin (ışın tedavisi) ameliyattan önce uygulanması, ışın tedavisi sonrası bekleme süresinin arttırılması (11-12 haftaya kadar) makat koruma olasılığını da yükseltebilir. Buna ek olarak makatın içine girdiği düşünülen birçok kanserin de aslında makatla arasında bir mesafe bıraktığı birçok olguda gözlenebilir. Böyle hastalarda cerrahında tecrübesiyle makatı koruyarak kalıcı torba olmaksızın bir ameliyat mümkün olabilir. Ancak bu tür durumlarda geçici bağırsak torbası açmamak hastayı ciddi hayati tehlikeye sokacağından çoğu zaman açılması gerekir.

Rektal prolapsus kalın bağırsağın son kısmının makattan dışarı çıkmasıdır ve tedavisi cerrahidir. İstisnai bir kaç durum haricinde her rektal prolapsus ameliyatla düzeltilmek zorundadır.
Prolapsus tedavisinde çok değişik teknikler olmasına karşın bu teknikler iki ayrı yaklaşım başlığında incelenir. İlki karından yapılan ameliyatlar. Bunlar daha ağır, riski yüksek ancak başarı olasılıkları daha fazla olan yaklaşımlardır. İkinci ameliyat şekilleri ise sarkan bağırsağın çıkarılmasını içeren çeşitli ameliyat teknikleridir. Bu ameliyatlar hasta için daha az risklidir, ama başarı oranları daha düşüktür. Bu nedenlerle daha yaşlı hastalarda uygulanırlar.

Rektal prolapsus kalın bağırsağın son kısmının makattan dışarı çıkmasıdır ve tedavisi cerrahidir. İstisnai bir kaç durum haricinde her rektal prolapsus ameliyatla düzeltilmek zorundadır.
Prolapsus tedavisinde çok değişik teknikler olmasına karşın bu teknikler iki ayrı yaklaşım başlığında incelenir. İlki karından yapılan ameliyatlar. Bunlar daha ağır, riski yüksek ancak başarı olasılıkları daha fazla olan yaklaşımlardır. İkinci ameliyat şekilleri ise sarkan bağırsağın çıkarılmasını içeren çeşitli ameliyat teknikleridir. Bu ameliyatlar hasta için daha az risklidir, ama başarı oranları daha düşüktür. Bu nedenlerle daha yaşlı hastalarda uygulanırlar.

Bağırsak volvulusu bağırsağın daha hareketli olan bir kısmının kendi etrafında dönmesiyle ortaya çıkan hayatı tehdit eden bir durumdur. Çoğunlukla kalın bağırsağın karnın içerisindeki son ve ince bağırsakla birleşen bölümlerinde (sigmoid ve çekum) oluşur. Bu durum hem bağırsağın kanlanmasına engel olur, hem de büyük abdestin geçişini önler. Nihayetinde bağırsak delinerek hayatı tehdit eden bir enfeksiyona yol açar. Bu nedenle volvulus acil olarak tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.

Bağırsak volvulusu bağırsağın daha hareketli olan bir kısmının kendi etrafında dönmesiyle ortaya çıkan hayatı tehdit eden bir durumdur. Böyle bir durumla karşılaşılınca eğer bağırsakta beslenme bozukluğu veya delinme yoksa ilk seçenek kolonoskopi ile dönen bağırsak bölümünü eski haline getirmektir. Bu hastaların %70’inde başarılabilir. Böylece hasta genellikle torba gerektirecek acil bir ameliyat yerine hazırlık yapılarak girilecek ve riskleri daha düşük olacak bir operasyon şansı olabilir. Ancak kolonoskopik işlemin başarılı olmadığı veya bağırsakta beslenme bozukluğu sonrasında gelişen bir delinme olması durumunda hastanın acil olarak ameliyata alınması gereklidir.

Tamamen başarının tarifine bağlıdır. Hastalar ve cerrahlar birincil ölçüt olarak çoğunlukla yaşam süresini ele alırlar. Tıbbi literatürde bunun karşılığı 5 yıllık sağ kalım oranıdır, yani ameliyat edilen 100 hastanın kaçı 5 yıl veya daha fazla yaşamaktadır.
Bu oranı etkileyen birçok değişken vardır, fakat en önemlisi hastalığın hangi evrede olduğu yani ne kadar yayıldığıdır. Bunu ise tümörün derinliği, lenf bezlerine ve uzak bölge organlarına (özellikle karaciğer ve akciğer) yayılma durumuna göre söylüyoruz. Ameliyat edilebilen hastalarda 1., 2., 3. ve 4. evrelerde 5 yıllık sağ kalım oranları sırasıyla %85-95, %70-90, %60-80 ve %20-50 aralığında olduğu söylenebilir. Bu genellemeyi hasta bazına indirgemek, sağ kalımı etkileyen çok fazla değişken olması nedeniyle çoğunlukla kabul edilmemektedir.

Evet. Üç nedenle. Hastalık ve verilmişse ameliyat öncesi tedaviler süreci olumsuz etkiler; kalın bağırsak diğer organlardan farklı olarak riskli bir bölgedir ve hastalar çoğunlukla yandaş hastalığı olan yaşlı bireylerdir. Tüm riskler göz önüne alındığında kalın bağırsak ameliyatlarından sonra bir komplikasyon oluşma olasılığı %20-35 arasındadır. Merak etmeyin, çünkü bunların çoğu basit müdahaleler ve/veya ilaç tedavileri ile düzeltilecek sorunlardır. Yeniden bir cerrahi gerektiren veya yaşamı tehdit eden problemler ise %5’ten daha düşük oranda görülürler.
Tüm risk analizlerinde olduğu gibi bu riskler ameliyat olmamanın bedeliyle kıyaslanmalıdır ve bu değerlendirme yapılınca ameliyatın, ameliyattan korkmaya ve kaçmaya göre çok daha az riskli olduğu sonucuna rahatça varılabilir.

Evet. Kolostomi hastalar kolostomiye zarar vereceğini düşündüklerinden veya toplum içerisine torba ile çıkmaya çekindiklerinde çeşitli aktivitelerden kendilerini çekerler. Oysa uygun şartlarla ve bilinçli olarak yapılırsa bu aktivitelerin çoğu hasta yararınadır. Çevrelerinden çekinmeleri ise hastalık ve kolostomi süreci kendilerinin bir hatası ile oluşmadığı için gereksiz bir hassasiyettir. Unutmamalıdır ki herkesin kanser olma ve bir kolostomi ile dolaşma ihtimali vardır.
Hastalar teknik olarak desteği stoma bakımı hemşirelerinden, psikolojik desteği ise ailelerinden veya çevresindekilerden alabilirler.
Kolostomili hastalar uygun ekipman kullanarak denize girebilirler, yüzebilirler, spor yapabilirler, çocuklarıyla, torunlarıyla oynayabilirler, kahveye, eğlence ve ibadet yerlerine gidebilirler. Sağlıklı bir bireyin yapacağı her şeyi yapabilir ve hayattan zevk almaya devam edebilirler.

Kalın bağırsak kanseri nedeniyle tedavi olmuş ve tedavisi tamamlanmış bir hasta tamamen normal hayatına devam edebilir, denize girebilir, spor yapabilir, çalışabilir. Sadece uzun süre susuz kalınmaması çok önemlidir. Bunun dışında fiziksel olarak hastayı normal hayatından uzak tutacak bir neden yoktur.

Kanser hastalarının şeker tüketmesi kanserlerinde ilerlemeye ya da yenilemesine neden olmaz. Kanser hastalarının sağlıklı beslenmeleri esastır, varsa fazla kilolarını vermeleri önerilmektedir.

Sıcak kemoterapi (Hipertermik intraperitoneal kemoterapi – HIPEC) karın zarına yayılan kanserlerin tedavisinde kapsamlı bir ameliyat ile hastalık temizlendikten sonra karın içerisinde 42-43 derece sıcaklıkta (medikal hipertermi) özel bir cihaz yardımı ile kemoterapi uygulanmasıdır.

Karın zarındaki kanserli doku ve organlar ameliyat ile temizlendikten sonra geride kalabileceği varsayılan gözle görünmeyen kanser hücreleri için ya da ameliyat sırasında çıkartılamayan 2-3 mm den küçük boyutta kanserli alanlar için uygulanır. Eğer geride 2-3 mm den daha büyük ve yaygın kanserli alanlar kalmış işe uygulanmasının katkısı beklenmemektedir.

Karın içine yayılmış ve küçük boyuttaki kanser dokularının ya da gözle görünmeyen kanser hücrelerinin direk üzerine kemoterapi uygulaması damar yolu ile kemoterapi uygulamasına göre daha avantajlıdır. Bu yöntemde daha yüksek dozda kemoterapi direk hastalıklı alan üzerine uygulanmaktadır. Ayrıca aynı dozda damar yolundan uygulanan kemoterapiye göre de yan etkisi daha az olmaktadır.

Erken evre rektum kanserleri ışın tedavisi uygulanmadan cerrahi yöntemler ile tedavi edilebilmektedir. Ancak erken düzeyde yakalanmamışsa hastanın ışın tedavisi almaması tekrar etme riskini belirgin olarak artıracaktır.

Erken evre rektum kanserlerinin bir kısmı lokal eksizyon ve transanal endoskopik cerrahi adı verilen yöntemler ile anal yoldan tedavi edilebilir. Ancak bu yöntemler için kanserin erken evrede olması, lenf bezlerine geçmiş olma riskinin olmaması gereklidir. Ayrıca işlemin özel ekipmanla, bu konuda tecrübeli merkezlerde tedavi edilmesi gerekir.

Kanser taraması kansere ait herhangi bir belirti veya bulgu olmadan kanser araştırılmasıdır. Herkese yapılması gerekmez. Kalın bağırsak kanseri için 45 yaş üstü olmak, yakın akrabalarında kalın bağırsak kanseri olması veya geçmişinde kalın bağırsak polibi olması gibi durumlarda önerilir.

Kalın bağırsak kanseri gerek dünyada gerekse ülkemizde 3. en sık görülen kanserdir. Ülkemize özgü daha sık görülmesi söz konusu değildir. Özellikle ileri yaş hastalığı olup, 50 yaştan sonra sıklığı belirgin olarak artmaktadır.

Acılı veya baharatlı yiyecekler tüketmenin kalın bağırsak kanseri olmayla doğrudan bir ilgisi yoktur. İlgisi ispatlanmış en önemli etken köz halindeki mangal ateşi ile temas eden et üzerindeki ve içindeki yağların fazla tüketilmesidir.

Hemoroidal hastalık için yakın dönemde ameliyat olmuş veya anal kanalda bir sebeple yarası bulunan hastalarda dışkı asiditesini değiştiren yiyecekler sıkıntı yaratabilir. Baharatlar kadar, çiğ domates, portakal ve turşu da dışkı asiditesini değiştirerek hastanın ağrı ve sızı çekmesine yardımcı olabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası erken dönemde bu gıdalardan uzak durulması öneririz.

Tam tersi sağlıklı bir bağırsak yapısı için sağlıklı karışık beslenme önerilir. Bunun yanında çözünebilen liften zengin gıdalar dışkı kıvamının ayarlanmasına yardımcı olarak bağırsak hareketlerini kolaylaştırır. Sıvı beslenmek sanıldığı gibi avantajlı değil hatta dezavantajlı olabilir. Ameliyattan 4-5 gün sonra normal karışık beslenmeye başlanması önerilir.

Kansere bağlı gelişen beslenme bozukluğu sonucu vücudunun zayıf düşmesidir. Protein, kalori ve birçok vitamin ve mineralin eksikliğine bağlı olarak kişinin vücudu kas kitlesini kaybeder, bağışıklık sistemi zayıflar ve dayanıksız hale gelir. Uzun süreli kanser tanısı olan, tam tedavisi mümkün olmamış, uzun süreli kemoterapi veya radyoterapi alan hastalar, daha önceden beslenme bozukluğu olup üzerine kanser tanısı alan hastalar özellikle risk altındadır.

İnce bağırsak kanseri, kalın bağırsak kanserine çok daha nadir görülür. Tüm sindirim sistemi kanserlerinin ancak %1’ni oluşturur. Ancak hastalığın erken dönemlerinden hiçbir belirti ve bulgu olmadığı için ve tarama programları ile saptanamadığı için genellikle ileri evrede tanı konulur. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde ağrı, kansızlık, kilo kaybı gibi belirti ve bulguları vardır.

Günümüz koşullarında kalın bağırsak kanseri artık tedavi edilebilir bir hastalıktır. Özellikle erken evre kalın bağırsak kanserleri tamamen tedavi edilebilmektedir. Ana tedavi yöntemi cerrahi olsa da bazen ameliyat öncesi bazen de ameliyat sonrası kemoterapi ve radyoterapi diğer tedavi basamaklarını oluşturur. Cerrahi tedavide tümör dokusu ile birlikte bir miktar sağlam kalın bağırsak ile tümöre ait tüm lenf bezlerinin çıkarılması gereklidir.

Ülseratif kolit kalın bağırsağın iç yüzeyini döşeyen mukoza ismi verilen tabakanın iltihaplanması ve ülserleri ile seyreden ve uzun süreli devam eden bir hastalıktır. Hastalık sadece kalın bağırsağın hastalığı olup, bazen sessiz bazen de aktif halde izlenir. Her yaşta görülebilen bu hastalık genelde 30-40 yaşları arasında başlar. Batı toplumlarında (Avrupa ve Kuzey Amerika) daha sık izlenir. Bulaşıcı bir hastalık değildir. Hastalığın oluşumunda bağışıklık sistemini etkileyen genetik faktörler ile birlikte stres, depresyon, bazı ilaçlar, alkol ve sigara kullanımı, bazı bakteriler, virüsler gibi çevresel faktörler etkilidir.

Sigara kullanımının ülseratif kolitten koruduğuna dair çelişkili bazı kanıtlar olsa da, sigarayı bırakmanın ülseratif kolite neden olduğunu gösteren bilimsel bir delil yoktur. Sigara genel olarak tüm vücut sağlığımızı olumsuz etkileyen, bir çok hastalığın oluşumunda önemli bir faktördür. Ancak ülseratif kolit olacak bir hasta hasta olmadan önce sigara içiyorsa, sigarayı bırakmasının hastalığın başlamasını kolaylaştırabileceğine dair bulgular vardır.

Kapalı hemoroid ameliyatı, makatta sarkan hemoroid dokularının, makattan bu iş için üretilmiş özel cihazlar ile yukarı doğru çekilmesi veya hemoroid dokularını besleyen damarların yine ultranosografik cihazlarla bulunarak bağlanması işlemidir. Her iki yöntemde de hemoroid dokuları çıkarılmaz. Uygun hastada çok az ağrı ile sonuçlanan ancak her hasta için uygun olmayan yöntemlerdir.

Kapalı anal fissür ameliyatı, makat cildinde büyük bir yara yapmadan kasın el ile hissedilmesi esasına dayanan bir yöntemdir. Daha az ağrı, daha az kanama, daha erken iyileşme gibi üstünlükleri olsa da kesilen kas miktarının iyi ayarlanamaması ve bunu sonucu olarak ya tam iyileşememe ya da gaz-gayta kaçırma gibi sorunlara neden olabilir.

Anal bölgede ağrı yapan bir çok neden olmasına karşın en sık 3 neden sırasıyla anal fissür, hemoroid dokusu içinde kan pıhtılaşması ile karakteriz tromboze hemoroidal hastalık ve perianal apselerdir. Daha nadir izlenen nedenler arasında, makat siğilleri , anal bölgenin ve rektumun kanserleri, inflamatuar barsak hastalıkları, bazı viral enfeksiyonlar, anorektal travmalar, levator ani sendromu ve proktalgia fugax bulunur.

Anal bölge kaşıntısı sık tekrar ediyor yada bir haftadan uzun sürüyor ise, eşlik eden döküntüler, kanama ve akıntı var ise önem taşımaktadır. En sık nedeni , makat bölgesinin aşırı temizlemeye bağlı tahrişidir. Makat bölgesinin terlemeye bağlı ıslak kalması, bazı yiyecek, içecek ve baharatların tüketimi , hemoridal hastalık, anal fissür ve anal fistül gibi bu bölgenin bazı cerrahi hastalıkları ,mantar enfeksiyonları, egzema, sedef gibi bazı cilt hastalıkları, kıl kurdu gibi paraziter hastalılar, bu bölgenin kanserleri de diğer önemli nedenler arasındadır.

Seton, anal fistül tedavisinde gaz ve gayta kontrolünü sağlayan kasları kesemediğimiz durumlarda kullanılan, fistül yolunun içerisinden geçirilen ipekten yada lateksten yapılan bir iptir. Seton fistül yolunun sürekli boşalarak temiz kalmasına, fistül yolunun kaybolmamasına yarar. Fistül yolunda birkaç hafta veya birkaç ay kalması gereklidir. Anal fistül tedavisinde kendisi tek başına tedavi edici olabileceği gibi, diğer yöntemler öncesinde kullanılarak uygulanacak yöntemin başarı şansını artırır.

Anal bölge kanserlerinin tedavisinde hem cerrahi hem kemoterapi hem de radyoterapi önemli bir yer tutar. Çok erken evrede tanı konulan, dışkı kontrolünü sağlayan kaslara zarar vermeden ameliyat edilebilecek hastalarda doğrudan cerrahi tedavi uygulanır. Ancak hastaların büyük bir bölümünde ameliyat öncesi kemoterapi ve radyoterapiye ihtiyaç olmaktadır. Bu tedavilere yanıt vermeyen ya da nüks saptanan tümörlere cerrahi tedavi uygulamak gerekir.

Rektum kanserinin tedavisi bir çok branşı ilgilendiren, ciddi deneyim gerektiren ve her geçen gün yeni tedavi yöntemlerinin uygulanmaya başlanıldığı kompleks bir tedavi şeklidir. Her hasta ayrı ayrı tümör konseylerinde değerlendirilmeli kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi tedavi seçenekleri doğru zamanlarda, doğru dozlarda ve doğru kişiler tarafından yapılmalıdır. Bu nedenle rektum kanseri tedavisinin her hastanede yapılması çok uygun değildir. Bu konuda deneyimli hekim ve yardımcı sağlık çalışanı olan, gerekli teknik donanımı olan merkezlerde yapılması daha doğrudur.

Anal bölge hastalıklarından hemoroidal hastalık ve anal fissürün gelişiminde soğuk veya soğuk bir yüzeye oturmanın etkisini gösteren çok az sayıda çalışma vardır. Hemoroidal hastalığın gelişmesi ve soğuk bir yüzeye oturma arasında ilişki bulunmadığı bir çalışma ile gösterilmiştir. Anal fissür için yapılmış bir çalışma olmamakla birlikte soğuk uygulamanın anüs etrafındaki kasların kasılmasına neden olduğu bildirilmiştir. Anal fissür hastalığında ise anüs kaslarının aşırı kasılması fissüre neden olmaktadır, direkt bağlantılı olmamakla birlikte anal fissürü olan hastaların soğuktan kaçınmaları faydalı olabilmektedir.

Gıdaları hızlı yemek, çiklet çiğnemek, sigara içmek ve takma dişlerin ağıza tam oturmaması buna bağlı iyi çiğnememe, hava yutulmasına ve şişkinliğe neden olur. Tıbbi durumlarda ise barsak bakteri dengesinin veya barsak hareketlerinin bozulması sindirim sisteminde aşırı gaz oluşumuna neden olabilir; spastik kolon, inflamatuar barsak hastalıkları, çeşitli gıdalara karşı duyarlılık (glüten gibi) veya psikiyatrik durumların (stres anksiyete ve depresyon) şişkinliğe yol açtığını görebiliriz. Sindirim sistemi kaynaklı kanserlerde de gaz ve şişkinlik şikâyeti olabilir ancak böyle bir durumda başka bulgularda görülmektedir.

Eğer kalın bağırsağınızın bir kısmı alındıysa ameliyat sonrası ilk 6 haftada yeme içme alışkanlıklarında değişiklik yapılması gerekmektedir. Bu süre kalın bağırsağın iyileşmesi için gereklidir. Doktorunuz tarafından verilen diyet önerilerine uymanız, ishal olmanızı ve bedeninizin susuz kalmasını engelleyecektir. Altı hafta sonunda ise daha önceki beslenme alışkanlıklarınıza dönmenizde bir sakınca yoktur.

Kolorektal cerrahi, kalın bağırsak, rektum (kalın bağırsağın anüs-makata açılan son 15 cm’lik kısmı) ve anal bölgenin iyi ve kötü huylu hastalıkları ile pelvik tabanın kalın bağırsağı kapsayan hastalıklarının tedavisi ile ilgilenir.

Uzun yıllar boyunca Crohn Hastalığı tanısı ile takip edilen hastalarda kalın bağırsak kanseri gelişme riski vardır. Crohn hastalığından etkilenen barsak segmentinde sürekli inflamasyon olması barsak iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kanser hücrelerine dönüşmesini tetikleyebilmektedir.

Uzun yıllar boyunca tedavi edilmemiş anal fistüllerde kanser gelişme riski vardır. Sürekli akıntı ve iltihap ve bunun uzun yıllar boyunca devan etmesi fistülün içini döşeyen hücrelerin kanser hücrelerine dönüşmesine neden olabilmektedir.

Hasta güvenliğini en üst düzeye çıkaran bilimsel ve teknolojik gelişmeler sayesinde anesteziden uyanmama riski nerdeyse sıfırdır. Ameliyat öncesinde hastalar yaş, cinsiyet, kilo, eşlik eden kronik ya da farklı hastalıkların varlığı ve yapılacak cerrahi işlemin türüne göre detaylı olarak değerlendirilip, ameliyatta uygulanacak anestezi ayrıntılı olarak tespit edilmektedir. Gelişmiş anestezi cihazları ile tüm operasyon süresince hastalar güvenli bir şekilde takip edilebilmektedir. Tecrübeli ve bilgili bir anestezi ekibince uyutulamayacak veya uyandırılamayacak hasta yoktur.

“Kansere bıçak vurulmaz” son derece doğru ancak yanlış yorumlanan bir sözdür. Burada kast edilen kanserli hasta ameliyat edilmez değildir. Ameliyat yaparken kanserin bütünlüğünün bozulmaması gerektiğini anlatır ki bu haliyle son derece bilimsel bir yaklaşımdır. Kanser cerrahisinin temelinde kanserin bütünlüğünü bozmadan, kanserin yayılmasına yardımcı olan lenf yollarını da içerecek şekilde, güvenli şekilde cerrahi uygulamak yatar. Bu da ancak ciddi bir eğitimle olur.

Ülkemiz şartlarında kolorektal cerrah; kalın bağırsak, rektum (kalın bağırsağın anüs-makata açılan son 15 cm’lik kısmı) ve anal bölgenin iyi ve kötü huylu hastalıkları ile pelvik tabanın kalınbağırsağı kapsayan hastalıklarının cerrahi ve cerrahi olmayan tedavisi ile ilgilenen, bu konuda çalışmalar yapmış ve günlük pratiğinde de sadece bu gruptaki hastalara hizmet veren cerrahlara denir. Amerika’da kolorektal cerrah, genel cerrahi ihtisası üzerine 2 yıl kolorektal cerrahi ihtisası yapmış cerrahlardır. Avrupa için kolorektal cerrah, Avrupa Cerrahi Derneği Kolorektal Cerrahi Kolu tarafından belirlenen sertifkasyon sürecini (yapılan kolorektal cerrahi ameliyatlarının belgelendirilmesi ve düzenlenen sınavda başarılı olmak) başarı ile tamamlamış cerrahlardır. Ülkemizde Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği bu konuda özelleşmiş cerrahları eğitmek ve belirlemek üzere Sanal Akademi ve Yeterlilik Kurulu başta olmak üzere faaliyetler yürütmektedir.

Organ Spesifik Cerrahi ne demek? Örneğin kalın bağırsak kanseri oldunuz bunun ameliyatını sadece kalınbağırsak hastalıkları ile ilgilenen bir cerrahın yapması demektir. Ve evet organ spesifik cerrahi daha başarılı tedavi demektir. Neden? Spesifik bir organla ilgilenen, bu organın hastalıkları ve cerrahi tedavisi ile ilgili kurslara, toplantılara, kongrelere katılarak, hatta bu konuda özelleşmiş merkezlerde çalışma veya gözlem yapma yolu ile kendini bilgi düzeyinde geliştirip, sadece bu organın ameliyatlarını çokça sayıda gerçekleştiren cerrahların yaptığı ameliyatlarda, cerrahın hastasına sağladığı yarar ve ameliyattan elde edilen başarı çok daha yüksektir. Bu durum bilimsel çalışmalarla da gösterilmiştir.

EVET! Sigara kalın bağırsak kanseri dışında pek çok kansere neden olur. Bu yüzden “Sigara içmeyiniz! Ve içirtmeyiniz!”

Hidradenitis suppurativa derinin ağrılı şişliklerle karakterize, süreğen ve iltihabi bir hastalığıdır. Özellikle koltuk altları ve kasıklar gibi katlantı bölgelerinde oluşur. Çoğu zaman sivilcelerle karıştırılır, ancak aslında derideki foliküllerin kapanması sonucu deri salgı bezlerinde gelişen ikincil iltihap sonucu meydana gelmektedir. Bunun nedeninin ise derideki aşırı kalınlaşmadır. Ancak bu durumun neden geliştiği tam olarak aydınlatılamamıştır.

Çoğu anal fissür (halk arasındaki adı ile makat çatlağı) ilaçlar, beslenme değişiklikleri ve oturma banyoları ile tedavi edilebilir. Ancak süreğen fissürlerde cerrahi gerekebilir. Ameliyatın amacı makattaki dinlenme basıncını düşürmektir. Makatı büzen iç adale tabaksına Botilinum Toksini (Botoks) enjekte edilerek veya uygun miktarda kas kesilerek bu sağlanabilir. İşlem tecrübeli bir hekim tarafından yapıldığında dışkı kaçırma riski çok düşüktür.

Gaz ve dışkı kaçırmanın tedavisi mümkün olabilir. Beslenme düzenlemeleri, dışkı katılaştırıcı ilaçlar, altta yatan bağırsak hastalığının (ülseratif kolit gibi) tedavisi, leğen kemiği kaslarını güçlendiren egzersizler ve bir çeşit fizik tedavi olan biyofeedback cerrahi dışı seçeneklerdir. Cerrahi seçenekler ise makat büzen kaslardakı yırtıkların tamiri (sfinkteroplasti), sinir stimülasyonu, makat çevresine kitle etkisi oluşturacak ilaç enjeksiyonu ve bunlar başarısız olduğunda kolostomi açılmasıdır.

Anal fistül cerrahi olarak tedavi edilebilir. Ameliyat öncesi dönemde görüntüleme yöntemlerinden de yardım alınarak fistülün makatı büzen kaslarla ilişkisi hakkında bilgi sahibi olunabilir, varsa eşlik eden yan dalları ortaya konulabilir ve tedavinin başarısını artırmakta katkı sağlayabilir. Tedavide önemli olan bu kaslara mümkün olan en az zararı vererek ameliyat yapmaktır.

Kalın bağırsağın görüntülenmesinde en iyi yöntem kolonoskopidir. Makattan ilerletilen ucunda ışık kaynağı ve kamera olan esnek bir boru yardımıyla kalın bağırsağın içi görüntülenir. Bunun dışında kolonoskopi yapılamayacak durumlarda bilgisayarlı tomografi cihazı ile yapılabilen sanal kolonoskopi, ağızdan yutulan kamera takılı bir kapsül ile yapılan kapsül endoskopi ile de kalın bağırsaklar değerlendirilebilir.

Kolonoskopi kalın bağırsak kanserlerinin erken teşhis ve tedavisinde en önemli araçtır. Amerika Birleşik Devletleri’nde risk faktörü olmayan kişilerde 45 yaşından itibaren 10 yılda bir yapılması önerilmektedir. Ülkemizde ise Sağlık Bakanlığı 50 ile 70 yaş arasında bireylerde 10 yılda bir kolonoskopi ve her iki yılda bir dışkıda (gaitada) gizli kan (GGK) testi yapılmasını önermektedir.

Ülseratif Kolit (ÜK) kalın bağırsağın süreğen iltihabi bir hastalığıdır. İnsan vücudunda süreğen iltihabın olduğu her dokuda kanser gelişme riski normalden daha yüksektir. Bu nedenle ÜK hastalarında da uzun dönemde kanser gelişme riski artar. Ancak düzenli kolonoskopi takibi yapılan hastalarda daha kanser gelişmeden kanser öncülü durumlar saptanıp önlem almak mümkündür.

Tüm sindirim sisteminin olduğu gibi kalın bağırsağın da toplar damar kan akımı kapı toplar damarıyla karaciğere doğrudur. Kalın bağırsak kanserinde kanser hücresi kalın bağırsak duvarındaki kılcal damarlara giriş yaparak kan dolaşımına girerse en sık karaciğere sıçrama yapması beklenir. Karaciğere sıçramış olan hastalık cerrahi olarak, kemoterapi ile, ultrason veya bilgisayarlı tomografi kılavuzluğunda dışarıdan radyo frekans, mikrodalga gibi cihazlarla yakarak tedavi edilebilir. Karaciğerdeki sıçrama sayısı ne kadar çok ve dağınık ise tedavisi o kadar zor olmaktadır.

Kolostomi açılan biri ameliyat sonrası iyileşme dönemini tamamladıktan sonra işine dönebilir. Kolostomili bir insanın özellikle çalışamayacağı bir iş yoktur. Kolostominiz ile ilk iş gününüz konusunda cerrahınız ve ostomi bakım hemşirenizden destek ve öneriler alabilirsiniz. İşe geri dönüşte ilk günlerde yanınızda ostomi bakımı ile ilgili ekstra malzeme bulundurmanız faydalı olabilir.

Kolostomi açılan biri ameliyat sonrası iyileşme dönemini tamamladıktan sonra işine dönebilir. Kolostomili bir insanın özellikle çalışamayacağı bir iş yoktur. Kolostominiz ile ilk iş gününüz konusunda cerrahınız ve ostomi bakım hemşirenizden destek ve öneriler alabilirsiniz. İşe geri dönüşte ilk günlerde yanınızda ostomi bakımı ile ilgili ekstra malzeme bulundurmanız faydalı olabilir.

Displazi bir dokudaki hücrelerin biribirine olan benzerliğinin bozulmasıdır. Displastik dokuya ait hücreler hızlı çoğalırlar. Bu doku kanser gelişimi öncesinde saptanabilir, kanser öncülü olarak değerlendirilebilir. Kalın bağırsakta saptanan displastik dokunun mümkünse kolonoskopik olarak, değilse cerrahi olarak çıkarılması gerekir. Bu sayede kanser gelişmeden erken teşhis ve tedavisi mümkün olmaktadır.

Kalın bağırsak kanserinde ileri evre hastalıkta dahi umut verici tedavi seçenekleri mevcuttur. Bu hastaların deneyimli merkezlerde ve tecrübeli bir takım tarafından tedavi edilmesi önemlidir. Modern kemoterapilerin dışında karaciğer ve karın içi zarına yayılmış tümörler için yapılan cerrahi girişimler ve eş zamanlı sıcak kemoterapi uygulamaları sayesinde ile hem yaşam süresine anlamlı katkı sağlanabilmekte hem de yaşam kalitesi yükselmektedir.

Türk Kolon ve Rektum Cerrahi Derneği (TKRCD) kalın bağırsak ve anal bölge hastalıkları cerrahisinde toplumumuza sunulan sağlık hizmetlerini iyileştirmeyi amaçlayan ulusal dernektir. Bunun için en etkin tedavileri hedef edinen eğitim ve araştırma etkinlikleri düzenlemekte, üyeleri arasında mesleki, bilimsel ve sosyal ilişkileri geliştirmekte ve kolorektal cerrahi ile ilgili ulusal standartlar belirlemektedir.

Apandisit ince bağırsakla kalın bağırsakların birleşim yerinde bulunan ve kör olarak sonlanan parmaksı çıkıntı seklinde organ olarak adlandırılan apendiks’in iltihaplanmasıdır. Apandisit tanısı alan her hasta tedavi edilmelidir. En etkin ve doğru tedavi yöntemi cerrahidir.

Apandisit kansere dönmez. Ancak bazı kanser türleri apandisit bulgularına sebep olabilir. Bu nedenle ameliyatla çıkartılan apandisit materyali mutlaka patolojik incelemeye gönderilmeli ve daha ileri bir tedavi planlamasına gerek olup olmadığı değerlendirilmedi

Crohn hastalığı sindirim sisteminin herhangi bir yerinde görülebilen ancak sıklıkla ince bağırsağın en son kısmını tutan kronik yangısal bir hastalıktır. İlk basamakta tedavisi ilaçlarla yapılmalıdır. İlaçlarla tedaviye rağmen birçok hastada ise uzun dönemde cerrahi gereksinimi ortaya çıkmaktadır. Hastalığa bağlı gelişen komplikasyonlarda ve hastanın şikayetlerinde ilaçlarla gerileme sağlanmadığı durumlarda cerrahi gerekmektedir.

Ülseratif kolit hastaları öncelikli olarak ilaçlarla tedavi edilmelidir. Küçük bir hasta grubunda bağırsaktaki kanama, delinme ya da iltihaplanmanın daha şiddetli hale gelmesine bağlı acil cerrahi gerekebilir. Uzun dönemde ise ilaç tedavisine rağmen kontrol altına alınmayan, ilaçlara bağlı yan etki görülen ve kalın bağırsakta kanser ya da şüphesi varlığında ameliyat gerekmektedir. Cerrahi ile ülseratif kolit tam ve kalıcı olarak tedavi edilebilir.

Rektum olarak adlandırılan kalın bağırsağın son kısmındaki kanserlerde en doğru ve geçerli tedavi cerrahidir. Ameliyat öncesinde verilen kemoterapi ve radyoterapi ile iyi seçilmiş hastalarda tümörün tamamen kaybolabileceği bilinmektedir. Bu durumda ameliyatsız takip hastanın rızası alınarak sıkı takip programları dahilinde mümkün olabilir. Ancak ameliyat öncesi verilen bu tedavi ile tümör kalmadığının kesin olarak tespiti güncel değerlendirmelere rağmen halen zordur ve sadece deneyimli merkezlerde yapılması uygun olan ve birden fazla bölümü ilgilendiren hassas bir değerlendirme süreci gerektirmektedir.

Kalın bağırsak kanserleri sıklikla polip zemininde geliştiğinden kolonoskopi ile poliplerin çıkarılmasının kanser riskini azalttığı bilinmektedir. Poliplerin kolonoskopi ile çıkarılmasının mümkün olmadığı hastalarda, polipin kanserleştiğini gösteren doku incelemesinde veya dış özelliklerin varlığında ve genetik hastalıklarda sıklıkla gözlenen kanserleşme riskinin yüksek olduğu çok sayıda polip varlığında ameliyat gerekmektedir.

Kalın bağırsak kanserleri sıklikla polip zemininde geliştiğinden kolonoskopi ile poliplerin çıkarılmasının kanser riskini azalttığı bilinmektedir. Poliplerin kolonoskopi ile çıkarılmasının mümkün olmadığı hastalarda, polipin kanserleştiğini gösteren doku incelemesinde veya dış özelliklerin varlığında ve genetik hastalıklarda sıklıkla gözlenen kanserleşme riskinin yüksek olduğu çok sayıda polip varlığında ameliyat gerekmektedir.

Cerrahidir. Çok sayıda cerrahi alternatif mevcuttur. Hangi cerrahinin yapılacağı belirlenirken fistülün makat kasları ile olan ilişkisi temel belirleyicidir. Bu kasların hasarlanarak büyük abdesti tutma işlevinin bozulma ihtimalinin olmadığı ya da ihmal edilebilir düzeyde olduğu hastalarda fistülün kesilerek iyileşmesini sağlamak en etkin tedavidir. Ancak daha zor olan kompleks fistüller için ideal tedavi yöntemi halen olmamakla beraber cerrahin tercihi, tecrübesi ve hasta ile ilişkili faktörler sonucu belirlemektedir.

Hayır, her kanser hastasına gerekmez. Genel olarak tanı anında uzak yayılım bulgularından şüphelenilmesi veya tespit edilmesi durumunda PET BT gereklidir.

Küba’da kanser tedavisi ülkemizden faklı değildir. Özellikle kanserde uygulanan kemoterapi ve bağışıklık sitemini etkileyen ilaçlar (immünoterapi) gibi standart tedaviler bakımından Türkiye ve Küba arasında fark bulunmamaktadır. Küba’da bazı kanser türleri için aşı çalışmaları yoğun şekilde yapılmakta olup (ki içlerinde kolorektal kanser yoktur), sonuçları halen tartışmalıdır.